2 Şubat 2018 Cuma

Limonluk | Savaş Çağman

Bu kadar masalsa her şey o zaman sadece masalla anlatabilirim ki öyle yapacağım. Yorgunluğumu anlattığımda, veya küskünlüğümü, bana “Neden o kadar şaşkınsın ki?” dedi. Şaşkındım, arkada artık bir yıkıntıya dönmüş Limonluk, öylece duruyordu. Camları bir bir kırılmıştı. Bana tam da orayı işaret ederek “aslında büyük bir iddiadır limonluk kurmak, olmayacak toprakta, imkânsız iklimde yetiştirmeye çalışırsın, inat edersen tutturursun da,” dedi yorgunca, öksürüğü gülme gibiydi ya da gülmesi öksürük. Sonra ben de limonluğa baktım, itirazı olanlar camları kırdıkça, bu iklim fantezisi de son bulmuştu. Virandı Limonluk. “Şimdi neden şaşırıyoruz olanlara? Her şey iklimine geri döndü, kıraçlığında son buldu. Eskiden de kıraçtı, siz Limonluk gerçek mi sandınız? O sadece bir fanteziydi. O zaman kıraça bakın, sert iklime bakın, gerçeği görün, Limonluk hiç var olmadı, sadece bir süreliğine baharı oraya hapsetti, siz de bunu sonsuza dek sürecek sandınız,” dedi, elindeki çakılla bir vitrayı ıska geçerken…

24 Ekim 2017 Salı

Tüm Dünyanın Kendine Servis Verdiğini Zannetmek | Savaş Çağman

Belki de bin kere yazdım ve yazmaya da devam edeceğimi düşünüyorum, ki iki münferit olay oldu… Bilindiği üzere yıllarımı Astroloji başta olmak üzere Spiritüalizm hakkındaki konulara adadım. Birçok danışanım oldu, sanırım da olmaya devam edecek. Mesleğin gereği midir, kadınların dişil enerjiden dolayı daha bu konulara açık olduğundan dolayı mıdır, yoksa ülkemde kadınların daha çok sorun yaşamasından mı kaynaklıdır bilmem bu danışanların %90'ı kadındır. Her yazımda ve dünya görüşümden dolayı hep Dişi enerjinin yapıcı gücüne inandım. Ama olay Erkek ve Kadın değil, bu kapitalist tüketici sistem her şeyin anlamını çarpıtıyor, içini boşaltıyor ve en kaba şekle getiriyor.
Bu son iki ayda bunları yaşadım durdum. Az önce de yazdığım astrolojik yorum sitesinde aynı şey oldu. Ben bu sendroma Tüm Dünyanın Kendine Servis Verdiğini Zannetmek diyorum, çoğu zaman gülerek. Hele ki bu kadınlar arasında o kadar yaygın ki. Sistem olma bürün diyor insanlara. Onlar gerçekten nazik ve iyi olmak yerine, sadece bir kimliğe bürünüyorlar; bir marka giyerek, saçı başı yaptırarak, toplumda bir statü edinerek… Sonra da evrene açık büfe muamelesi yapmaya başlıyorlar.
Verdiği hizmet için herkes saygıyı hak eder. Anında, çok hızlı, emeksiz, ucuz ama en kaliteliyi talep edip karşılığında en kaba, en görmemiş olmak? Sizce adil midir? Derslerimiz hayli ilerlemiş bir öğrencimi anımsıyorum (genelde bunları hiç paylaşmam ama yeri geldi). Kendisinin büyük bir odak sorunu ve öz inançsızlığı vardı. Ona sadece ezoterik bilgi aktarmıyor, bir yandan da öz değer bilgisini yükseltmeye gayret ediyordum. Çok ilginç derslerden kaçmaya başladı ve haftalık programımı aksatmaya, günlük düzenime keyfiyen zarar vermeye başladı. Ders gününü nerdeyse iki saat önce iptal ediyor, tüm diğer randevuları da alt üst ediyordu. Ona biraz da sitemle, bunun böyle yapmayacağına söz verdiğini anımsattığımda da, bana ödediği ders ücretine atıfta bulunarak sanki tüm bu çaba onun özgüven yapılanması ve öğretiyi kavraması çabası değilmiş gibi benim maddi çıkar sağladığımı kastetti. Burada çok varlıklı olmasına rağmen ödediği ücret için benimle limoncu gibi pazarlık ettiğini yazmıyorum bile. Ki maddiyat hep ikinci sıradadır, bilen dostlar bilir, bahsetmeye bile gerek yok. Bu büyük çirkinliği yaşattığında “ama biz arkadaşız” demesine rağmen hayatımdan sildim, böyle çirkinliklerle yaşamayı sevmediğim için…
Dediğim gibi mayıs ayından beri birkaç münferit olay yaşandı buna benzer. Az önce sabahın bu güzel saatinde, bu yağmurlu havaya bakıp sabah meditasyonu sonrası, bilgisayarımı açıp böyle tüketici şikâyet postası gibi bir yorumla karşılaşmak, bencilliğini ve kabalığını hatırlattığınız kişinin (ki en nazik dille) size sabah sabah saldırması… İyi de danışılan benim, siz size yardım etmeye çalışanı ısırıyorsanız neye dönüşüyorsunuz farkında mısınız? Beni adab-ı muaşeret hocasına dönüşdürmenizden hiç hoşlanmıyorum, ama ne yapsam da karşılaştığım budur… 

19 Ekim 2017 Perşembe

İlişkilerin Yalın Kuralı Almak ve Vermek | Savaş Çağman

Bugün, Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde şiir dersimizin çok değerli hocası sevgili Abidin Emre, bir Bilge Karasu paylaşımı yaptı Facebook’ta. O kadar ilham vericiydi ki, gün boyu aklıma takılı kaldı. Çizimden ve zorunlu okumadan artan şu akşam vakti, yazmam gerektiğini düşündüm. Ustamız, gönül rehberimiz Bilge KarasuGeçmişimizi özümlemesini öğrenirsek andaçları savurabilir, anıları bir kıyıya itebilir, ilişkileri -gerektiğinde- koparabiliriz diyordu.
Andaçlarımız yani ajandalarımız ne kadar yığılı değil mi? Amaçlar, kariyer, başarı, hedefler? Bazılarımız adeta ajandamızın askeriyiz. Oysa ustamın da işaret ettiği gibi, bazen ilişkileri koparmak, kendi içsel bağlarına güvenmekten geçiyor. Manevi ihtiyaçları dâhilinde birçok yol arkadaşı ile yolum kesişiyor. Ama en başından biliyorum ki, onlar amaç tükenince uçup gidecekler. Çoğunda benim onlara yetebildiğim süreç tamamlandığında adeta ellerini sildikleri bir havlunun durumuna düşerim. Benim de hayatta belki de bir imla işaretinden öteye gidemeyen izim de bu olabilir. Burada bir bencillik yoktur. Çünkü yanında kustuğunuz kişi ile hastalığı özdeşletirebilir, bir daha o ana, o anıya dönmek istemeyebilirsiniz. Yol boyunca buna alıştım doğrusu. Bu da yaptığım hizmetin yan ürünüdür diyorum, başıma da gelmeye devam edecek. Bilir misiniz iyileşme süreçlerini asla paylaşmadığım onca insanın çoğu süreç tamam olduğunda tümden hayatımdan çıktı? Dediğim gibi illüzyona kapılmamak lazım, baştan buna hazırlıklıyım, hepsinin canı sağ olsun.
Yalnız tek bir şey var önemli olan, o da en önemli evrensel yasa; Alma-Verme Yasası. İlişkilerin türü ne olursa olsun, anne-baba, kardeş, dost, sevgili, iş ortaklığı muhakkak bu yasaya uymalıdır. Bu yasa basitçe şunu der; aldığın kadar ver, verdiğin kadar al… Çünkü bu şekilde hak yemeyiz, bu şekilde kötü karma yaratmayız. Doğanın dengesi bu şekilde kurulmuştur, bir yan ağır bastığında muhakkak rahatsızlık oluşur. Bu bir çıkar ilişkisini, her şeye fiyat biçmeyi anlatmaz, yanlış anlaşılmasın. Ne oldu şimdi karşılıksız olana? diyenleri duyuyor gibiyim. Karşılıksızlık muhakkak hizmete kendini adayanı tüketir. O kişilerin verdiği kısım karşılıksızsa kendine aldığı kısmı yaratmalıdır. Yardım veriyorsa, yardım almayı kabul etmelidir ki bu dengedir.
İlişkileri bu denge üzerine kurmak lazımdır. Bir dost sizi sadece bir şeye ihtiyacı olduğu için arayıp, sizin ihtiyaç duyduğunuzda yok mudur? Bu kişi dost mudur? Dostluk bu mudur? Alma-verme Yasası büyük bir nezakettir, manen bir karşılıktır. Uygulanmadığında sadece kabalığı oluşturur. İşte o zaman yani ustamın dediği gibi gerektiğinde, o ilişki koparılmalıdır. İşte onlar bunu küs olmak, alınganlık zanneder. Oysa bu kabalığı hayattan çıkartmaktır sadece. Ajandalarının köleleri, hayatı çok kutsayan ya da yerin dibine sokanlar, evet siz aşırı uçlar, unutmayın bir noktasınız. Bir nokta, ki tüm evren onun çevresinde dönüyor, bir nokta evet, ufacık ve önemsiz. 


13 Ekim 2017 Cuma

Fibonacci Dizisi ve Hermetik Astroloji | Savaş Çağman

Pythagoras’tan bu yana sayılar Gizemcileri ve Matematikçileri bazen birleştirmiş, bazen çatıştırmıştır. Yeni Platonculuk ile başlayan evrenin bir geometriden ibaret olduğunu savunan görüşler, harfe, sese ve sayıya özel anlamlar yüklemiştir. Evrenin kusursuz bir güzellik olarak yaratıldığını anlatan ve Rab Aşktır da diyen, Yedi Evrensel Enerji’nin altıncısı olan Venüs Işığı ile ilgili kısa bir yazı kaleme aldığımda, bu yazıyı kaleme almayı düşündüm.
Evrende ve sanatta karşımıza çıkan Altın Oran, canlı ve cansız birçok varlığın yapısında, hatta insan bedeninde bulunan kendini tekrar eden bir algoritmadır. Bu oran eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta uygulanmış Altın Oran, yani Fi (Φ) sayısı olarak bilinir. Matematiksel bir kavramdır ve değeri de 1,618 olarak belirtilir. Fibonacci dizisi, yani Fi, altıncı yüzyılda Hintli matematikçiler tarafından bulunmuş olan bu sayı dizisi Liber Abaci kitabında tavşanların üremesiyle ilgili problemin hesaplanması sonucu Fibonacci tarafından 1202 yılında ortaya konmuştu. Dizinin ilk sayı değeri 0, ikincisi 1 ve her ardışık elemanı da önceki iki elemanın değerinin toplamı alınarak bulunur. Bu, 0, 1, 1(1+0), 2(1+1), 3(2+1), 5(3+2), 8(5+3), 13(8+5), 21(13+8) ve bu şeklinde artarak gider… Bir Fibonacci sayısının kendinden önceki sayıya bölümünden elde edilen sonuç, 1,618’dir. Buna da Altın Oran denilir.
Biraz kitabi bilgi; Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbirine oranı Altın Oranı verir. Papatya Çiçeğinde, ayçiçeğinde olduğu gibi bir Altın Oran mevcuttur. İnsan Kafasında her insanın kafasında saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir ya da birden fazla nokta vardır. İşte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil; bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize Altın Oranı verecektir. İnsan vücudunda Altın Oranın nerelerde görüldüğüne bakalım; boy ve bacak boyu, beden boyu ve kol altı beden boyu, tam kol boyu, boyun - parmakucu, dirsek - boğaz, parmakucu - omuz, parmakucu - dirsek, göbek - omuz, göbek - bel oranlarında gözükür. İdeal ölçülere sahip bir insan yüzünde de sayısız Altın Oran örnekleri görmek mümkündür. Mimaride, sanatta ve diğer alanlarda Mısır Piramitleri, Mona Lisa tablosu, Çam kozalağı, deniz kabuğu, salyangoz, Mimar Sinan’ın birçok eserinde bu bilgiye rastlanır.
Buraya kadar olan konu Bilimsel Matematiği ilgilendirir, Ezoterik Matematiğe ve onun alanına giren Gematria ilmine gelirsek bu diziye birçok anlam yükleyebiliriz. Kabbalah yani Yahudi Mistisizmi’ne göre 10 Sefirot ve 22 İbrani Harfi ile 32 yaratım basamağıyla Evren tamam edilmiştir. Bu 32 derece her türlü ruhani çalışmada çıkılması gereken basamaklardır. Burada tüm sayılar asal tek sayılara tek indirgenerek yorumlanır.


32nci Derece: 3.524.578 sayısına denk gelir. 0-9 tüm sayıları yazacağımız sayısal dizide; (0 1 2 3 4 5 6 7 8 9) 5 iki defa tekrar eder, 0, 1, 6 ve 9 sayısı dışında tüm sayı dizisindeki sesler burada tekrarlanır. 0 sayısı, hiç olan Ayn Sof olarak, Altay Şamanizm’inde Telkem olarak adlandırılan hiçbir varlığın olmadığı boşluktur. 1 sayısı tek olan ilk varlığı Rab’ı işaret eder, burada 0 sayısı 1 ile cisimleşir, ama özünde 0 olarak kalır, aynı Tao’nun tanımı gibi. Yani yaratılmışta hariç olan 0, 1 cisimler dünyasında Hiç Olma ve Rab olmanın hariç olduğuna işaret eder, 6 sayısı Aşk sayısıdır, o da varlıklar ile görünür, ama cisimsel değildir, salt kötülüğün yani 3 kere 3’ün olmadığı gibi. Şimdi bu sayılara Gematria uygulayalım;


Derece Toplamı: 11+22+26+25+14+19+11+22 = 150 = (2+4+8+7+5+1+2+4 = ) 33 = 6
Yukarıdan aşağı toplam: 36+33+42+39 = (150) 9+6+6+12 = 9+6+6+3 = 24 = 6

Tüm sayı toplamı 34 ve onunda küçük sayı toplamı 7 olarak bulunur. Bu evrensel 7 ışığı, yani Yedi Evrensel Enerjiyi açıklar. Bunların gezegen ışığı olarak anlatımı Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak karşımıza çıkar. Canlı, cansız tüm cisim ve kavramlar bu yedi ışığın altında adlandırılabilir. Altın Oran 1618 sayısını toplarsak 16 ve 7 sayılarını elde ederiz. Gematria ile elde ettiğimiz sayıları, Hermetik Astroloji ile belirlenmiş Gezegen Işıklarının küçük sayılarına uygulayalım;


32 basamaklı dizileri hazırlanırken 8 basamağın oluşması ve bunun bazı Şaman İnançlarında 8 evrensel yol olarak adlandırılması, 8 sayısına verilen önemle başka bir gizemcilik kavramına daha işaret ediyor. Bu kavramlar evrensel ışıklara uyarlandığında, karşımıza ilginç bir hikâye çıkıyor. Bunun daha ayrıntılı çözümlenmesini konunun uzmanlarına bırakıyorum. Zaten taşı atan yankının nasıl geleceğini hiç tahmin edemez.