Bu kadar masalsa
her şey o zaman sadece masalla anlatabilirim ki öyle yapacağım. Yorgunluğumu
anlattığımda, veya küskünlüğümü, bana “Neden o kadar şaşkınsın ki?” dedi.
Şaşkındım, arkada artık bir yıkıntıya dönmüş Limonluk, öylece duruyordu. Camları bir bir kırılmıştı. Bana tam da
orayı işaret ederek “aslında büyük bir iddiadır limonluk kurmak, olmayacak
toprakta, imkânsız iklimde yetiştirmeye çalışırsın, inat edersen tutturursun
da,” dedi yorgunca, öksürüğü gülme gibiydi ya da gülmesi öksürük. Sonra ben de
limonluğa baktım, itirazı olanlar camları kırdıkça, bu iklim fantezisi de son
bulmuştu. Virandı Limonluk. “Şimdi
neden şaşırıyoruz olanlara? Her şey iklimine geri döndü, kıraçlığında son buldu.
Eskiden de kıraçtı, siz Limonluk
gerçek mi sandınız? O sadece bir fanteziydi. O zaman kıraça bakın, sert iklime
bakın, gerçeği görün, Limonluk hiç
var olmadı, sadece bir süreliğine baharı oraya hapsetti, siz de bunu sonsuza
dek sürecek sandınız,” dedi, elindeki çakılla bir vitrayı ıska geçerken…
2 Şubat 2018 Cuma
24 Ekim 2017 Salı
Tüm Dünyanın Kendine Servis Verdiğini Zannetmek | Savaş Çağman
Belki de bin kere
yazdım ve yazmaya da devam edeceğimi düşünüyorum, ki iki münferit olay oldu… Bilindiği
üzere yıllarımı Astroloji başta olmak
üzere Spiritüalizm hakkındaki
konulara adadım. Birçok danışanım oldu, sanırım da olmaya devam edecek.
Mesleğin gereği midir, kadınların dişil enerjiden dolayı daha bu konulara açık
olduğundan dolayı mıdır, yoksa ülkemde kadınların daha çok sorun yaşamasından
mı kaynaklıdır bilmem bu danışanların %90'ı kadındır. Her yazımda ve dünya
görüşümden dolayı hep Dişi enerjinin yapıcı gücüne inandım. Ama olay
Erkek ve Kadın değil, bu kapitalist tüketici sistem her şeyin anlamını
çarpıtıyor, içini boşaltıyor ve en kaba şekle getiriyor.
Bu son iki ayda
bunları yaşadım durdum. Az önce de yazdığım astrolojik yorum sitesinde aynı şey
oldu. Ben bu sendroma Tüm Dünyanın
Kendine Servis Verdiğini Zannetmek diyorum,
çoğu zaman gülerek. Hele ki bu kadınlar arasında o kadar yaygın ki. Sistem olma
bürün diyor insanlara. Onlar gerçekten nazik ve iyi olmak yerine, sadece bir
kimliğe bürünüyorlar; bir marka giyerek, saçı başı yaptırarak, toplumda bir
statü edinerek… Sonra da evrene açık büfe muamelesi yapmaya başlıyorlar.
Verdiği hizmet
için herkes saygıyı hak eder. Anında, çok hızlı, emeksiz, ucuz ama en
kaliteliyi talep edip karşılığında en kaba, en görmemiş olmak? Sizce adil
midir? Derslerimiz hayli ilerlemiş bir öğrencimi anımsıyorum (genelde bunları
hiç paylaşmam ama yeri geldi). Kendisinin büyük bir odak sorunu ve öz
inançsızlığı vardı. Ona sadece ezoterik bilgi aktarmıyor, bir yandan da öz
değer bilgisini yükseltmeye gayret ediyordum. Çok ilginç derslerden kaçmaya
başladı ve haftalık programımı aksatmaya, günlük düzenime keyfiyen zarar
vermeye başladı. Ders gününü nerdeyse iki saat önce iptal ediyor, tüm diğer
randevuları da alt üst ediyordu. Ona biraz da sitemle, bunun böyle
yapmayacağına söz verdiğini anımsattığımda da, bana ödediği ders ücretine
atıfta bulunarak sanki tüm bu çaba onun özgüven yapılanması ve öğretiyi
kavraması çabası değilmiş gibi benim maddi çıkar sağladığımı kastetti. Burada
çok varlıklı olmasına rağmen ödediği ücret için benimle limoncu gibi pazarlık
ettiğini yazmıyorum bile. Ki maddiyat hep ikinci sıradadır, bilen dostlar
bilir, bahsetmeye bile gerek yok. Bu büyük çirkinliği yaşattığında “ama biz
arkadaşız” demesine rağmen hayatımdan sildim, böyle çirkinliklerle yaşamayı
sevmediğim için…
Dediğim gibi
mayıs ayından beri birkaç münferit olay yaşandı buna benzer. Az önce sabahın bu
güzel saatinde, bu yağmurlu havaya bakıp sabah meditasyonu sonrası,
bilgisayarımı açıp böyle tüketici şikâyet postası gibi bir yorumla karşılaşmak,
bencilliğini ve kabalığını hatırlattığınız kişinin (ki en nazik dille) size
sabah sabah saldırması… İyi de danışılan benim, siz size yardım etmeye çalışanı
ısırıyorsanız neye dönüşüyorsunuz farkında mısınız? Beni adab-ı muaşeret hocasına dönüşdürmenizden hiç hoşlanmıyorum, ama ne
yapsam da karşılaştığım budur…
19 Ekim 2017 Perşembe
İlişkilerin Yalın Kuralı Almak ve Vermek | Savaş Çağman
Bugün, Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve
Edebiyatı Bölümünde şiir dersimizin çok değerli hocası sevgili Abidin Emre, bir Bilge Karasu paylaşımı yaptı Facebook’ta.
O kadar ilham vericiydi ki, gün boyu aklıma takılı kaldı. Çizimden ve zorunlu
okumadan artan şu akşam vakti, yazmam gerektiğini düşündüm. Ustamız, gönül
rehberimiz Bilge Karasu “Geçmişimizi özümlemesini öğrenirsek andaçları savurabilir, anıları bir
kıyıya itebilir, ilişkileri -gerektiğinde- koparabiliriz” diyordu.
Andaçlarımız yani
ajandalarımız ne kadar yığılı değil mi? Amaçlar, kariyer, başarı, hedefler?
Bazılarımız adeta ajandamızın askeriyiz. Oysa ustamın da işaret ettiği gibi,
bazen ilişkileri koparmak, kendi içsel bağlarına güvenmekten geçiyor. Manevi
ihtiyaçları dâhilinde birçok yol arkadaşı ile yolum kesişiyor. Ama en başından
biliyorum ki, onlar amaç tükenince uçup gidecekler. Çoğunda benim onlara
yetebildiğim süreç tamamlandığında adeta ellerini sildikleri bir havlunun
durumuna düşerim. Benim de hayatta belki de bir imla işaretinden öteye
gidemeyen izim de bu olabilir. Burada bir bencillik yoktur. Çünkü yanında
kustuğunuz kişi ile hastalığı özdeşletirebilir, bir daha o ana, o anıya dönmek
istemeyebilirsiniz. Yol boyunca buna alıştım doğrusu. Bu da yaptığım hizmetin
yan ürünüdür diyorum, başıma da gelmeye devam edecek. Bilir misiniz iyileşme
süreçlerini asla paylaşmadığım onca insanın çoğu süreç tamam olduğunda tümden
hayatımdan çıktı? Dediğim gibi illüzyona kapılmamak lazım, baştan buna
hazırlıklıyım, hepsinin canı sağ olsun.
Yalnız tek bir
şey var önemli olan, o da en önemli evrensel yasa; Alma-Verme Yasası. İlişkilerin türü ne olursa olsun, anne-baba,
kardeş, dost, sevgili, iş ortaklığı muhakkak bu yasaya uymalıdır. Bu yasa
basitçe şunu der; aldığın kadar ver, verdiğin kadar al… Çünkü bu şekilde hak
yemeyiz, bu şekilde kötü karma
yaratmayız. Doğanın dengesi bu şekilde kurulmuştur, bir yan ağır bastığında
muhakkak rahatsızlık oluşur. Bu bir çıkar ilişkisini, her şeye fiyat biçmeyi anlatmaz,
yanlış anlaşılmasın. Ne oldu şimdi
karşılıksız olana? diyenleri duyuyor gibiyim. Karşılıksızlık muhakkak hizmete kendini adayanı tüketir. O
kişilerin verdiği kısım karşılıksızsa kendine aldığı kısmı yaratmalıdır. Yardım
veriyorsa, yardım almayı kabul etmelidir ki bu dengedir.
İlişkileri bu
denge üzerine kurmak lazımdır. Bir dost sizi sadece bir şeye ihtiyacı olduğu
için arayıp, sizin ihtiyaç duyduğunuzda yok mudur? Bu kişi dost mudur? Dostluk
bu mudur? Alma-verme Yasası büyük
bir nezakettir, manen bir karşılıktır. Uygulanmadığında sadece kabalığı
oluşturur. İşte o zaman yani ustamın dediği gibi gerektiğinde, o ilişki koparılmalıdır. İşte onlar bunu küs olmak,
alınganlık zanneder. Oysa bu kabalığı hayattan çıkartmaktır sadece.
Ajandalarının köleleri, hayatı çok kutsayan ya da yerin dibine sokanlar, evet
siz aşırı uçlar, unutmayın bir noktasınız.
Bir nokta, ki tüm evren onun
çevresinde dönüyor, bir nokta evet,
ufacık ve önemsiz.
13 Ekim 2017 Cuma
Fibonacci Dizisi ve Hermetik Astroloji | Savaş Çağman
Pythagoras’tan bu yana sayılar Gizemcileri ve Matematikçileri bazen birleştirmiş, bazen çatıştırmıştır. Yeni Platonculuk ile başlayan evrenin
bir geometriden ibaret olduğunu savunan görüşler, harfe, sese ve sayıya özel
anlamlar yüklemiştir. Evrenin kusursuz bir güzellik olarak yaratıldığını
anlatan ve Rab Aşktır da diyen, Yedi
Evrensel Enerji’nin altıncısı olan Venüs Işığı ile ilgili kısa bir yazı kaleme
aldığımda, bu yazıyı kaleme almayı düşündüm.
Evrende ve sanatta karşımıza çıkan Altın Oran, canlı ve cansız birçok
varlığın yapısında, hatta insan bedeninde bulunan kendini tekrar eden bir algoritmadır.
Bu oran eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve
sanatta uygulanmış Altın Oran, yani Fi (Φ)
sayısı olarak bilinir. Matematiksel bir kavramdır ve değeri de 1,618 olarak
belirtilir. Fibonacci dizisi, yani Fi, altıncı yüzyılda Hintli matematikçiler
tarafından bulunmuş olan bu sayı dizisi Liber
Abaci kitabında tavşanların üremesiyle ilgili problemin hesaplanması sonucu
Fibonacci tarafından 1202 yılında
ortaya konmuştu. Dizinin ilk sayı değeri 0, ikincisi 1 ve her ardışık elemanı
da önceki iki elemanın değerinin toplamı alınarak bulunur. Bu, 0, 1, 1(1+0),
2(1+1), 3(2+1), 5(3+2), 8(5+3), 13(8+5), 21(13+8) ve bu şeklinde artarak gider… Bir
Fibonacci sayısının kendinden önceki sayıya bölümünden elde edilen sonuç, 1,618’dir.
Buna da Altın Oran denilir.
Biraz kitabi bilgi; Ayçiçeğinin
merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının
birbirine oranı Altın Oranı verir. Papatya
Çiçeğinde, ayçiçeğinde olduğu gibi bir Altın
Oran mevcuttur. İnsan Kafasında her insanın kafasında saçların çıktığı
düğüm noktası denilen bir ya da birden fazla nokta vardır. İşte bu noktadan
çıkan saçlar doğrusal yani dik değil; bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır.
İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize Altın Oranı verecektir. İnsan vücudunda
Altın Oranın nerelerde görüldüğüne
bakalım; boy ve bacak boyu, beden boyu ve kol altı beden boyu, tam kol boyu, boyun
- parmakucu, dirsek - boğaz, parmakucu - omuz, parmakucu - dirsek, göbek - omuz,
göbek - bel oranlarında gözükür. İdeal ölçülere sahip bir insan yüzünde de
sayısız Altın Oran örnekleri görmek
mümkündür. Mimaride, sanatta ve diğer alanlarda Mısır Piramitleri, Mona Lisa
tablosu, Çam kozalağı, deniz kabuğu, salyangoz, Mimar Sinan’ın birçok eserinde bu bilgiye rastlanır.
Buraya kadar olan konu Bilimsel Matematiği ilgilendirir, Ezoterik Matematiğe ve onun alanına
giren Gematria ilmine gelirsek bu
diziye birçok anlam yükleyebiliriz. Kabbalah
yani Yahudi Mistisizmi’ne göre
10 Sefirot ve 22 İbrani Harfi ile 32 yaratım basamağıyla
Evren tamam edilmiştir. Bu 32 derece her türlü ruhani çalışmada çıkılması
gereken basamaklardır. Burada tüm sayılar asal tek sayılara tek indirgenerek
yorumlanır.
32nci Derece: 3.524.578 sayısına denk
gelir. 0-9 tüm sayıları yazacağımız sayısal dizide; (0 1 2 3 4 5 6 7 8 9) 5 iki
defa tekrar eder, 0, 1, 6 ve 9 sayısı dışında tüm sayı dizisindeki sesler burada
tekrarlanır. 0 sayısı, hiç olan Ayn Sof
olarak, Altay Şamanizm’inde Telkem olarak adlandırılan hiçbir varlığın
olmadığı boşluktur. 1 sayısı tek olan ilk varlığı Rab’ı işaret eder, burada 0 sayısı 1 ile cisimleşir, ama özünde 0
olarak kalır, aynı Tao’nun tanımı
gibi. Yani yaratılmışta hariç olan 0, 1 cisimler dünyasında Hiç Olma ve Rab olmanın hariç olduğuna işaret eder, 6 sayısı Aşk sayısıdır, o da varlıklar ile
görünür, ama cisimsel değildir, salt kötülüğün yani 3 kere 3’ün olmadığı gibi. Şimdi bu sayılara Gematria uygulayalım;
Derece Toplamı: 11+22+26+25+14+19+11+22 = 150 = (2+4+8+7+5+1+2+4 = ) 33 = 6
Yukarıdan aşağı toplam: 36+33+42+39 = (150) 9+6+6+12 = 9+6+6+3 = 24 = 6
Tüm sayı toplamı 34 ve onunda küçük
sayı toplamı 7 olarak bulunur. Bu evrensel 7 ışığı, yani Yedi Evrensel Enerjiyi açıklar. Bunların gezegen ışığı olarak
anlatımı Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak karşımıza çıkar. Canlı,
cansız tüm cisim ve kavramlar bu yedi ışığın altında adlandırılabilir. Altın Oran 1618 sayısını toplarsak 16
ve 7 sayılarını elde ederiz. Gematria ile elde ettiğimiz sayıları, Hermetik Astroloji ile belirlenmiş Gezegen Işıklarının küçük sayılarına uygulayalım;
32 basamaklı dizileri hazırlanırken 8
basamağın oluşması ve bunun bazı Şaman İnançlarında
8 evrensel yol olarak adlandırılması, 8 sayısına verilen önemle başka bir gizemcilik
kavramına daha işaret ediyor. Bu kavramlar evrensel ışıklara uyarlandığında,
karşımıza ilginç bir hikâye çıkıyor. Bunun daha ayrıntılı çözümlenmesini
konunun uzmanlarına bırakıyorum. Zaten taşı atan yankının nasıl geleceğini hiç
tahmin edemez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





