Bir halkın
tarihine, oluşuna, DNA kodlarına
kadar işlemiş kültür mirasından habersiz, hala diline pelesenk olmuş, günlük
hayatında yaşattığı geçmişten bihaber, genel geçer siyasi olaylar vuku
bulurken ağzından salyalar saçarak neler neler yaptığına hala tanık oluyoruz. Arakan Sorunu patlak verdiğinde, bu
güne kadar hiç var olmayan bir Budizm
düşmanlığı oluşturuldu. Ermeni
düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı derken
bir de şimdi listeye bu eklendi. Birinin Buddha
heykelini terlikle dövdüğü bir viral halen Youtube’ta
dönüp duruyor. Ama ne yazıktır ki Türklerin en eski edebiyat metinlerini
üretmiş Çısuya Tutung, ya da
muhteşem Ki-Ki’nin Türk Budistleri olduğu, bu dinin
Türklerin en eski örgütlü dini olduğunu, hatta hala bazı Türk toplumlarının bu
dinde olduğunu bilmiyor. Diyeceksiniz ki, “aman
geçmiş olmuş bitmiş, bize ne ki Budizm’den, şimdi bırakmışız, Müslüman olmuşuz,” ben de diyeceğim ki, hala kültürümüz içinde izleri var
ve hala yaşıyor. Mesela hayvanların yuvalarını bozmamak, eşiğe basmamak,
üçlemek diyerek bir şeyi üç kez tekrar etmek bunlar işte o eski Türk Budizm’inden bize miras kalanlar.
Ama bir tanesi var ki, hepimiz onunla büyüdük. Bu ezbere bildiğimiz tek ninni “Dandini
dandini dastana, develer girmiş bostana…” diye başlar. Malum develer Fergana’ya uğrayan İpek Yolu’nun
kervanlarında, Budist olan Türkler vejetaryen
olduğu için Han’ın buyruğu ile çobanlar bostancılığa başlamış ortaçağda, o
bostan işte o bostan. “Dan din” sesi çanı
anımsatıyor değil mi? Davet için Budist
Tapınaklarında üç kere çalınır. Diyeceksiniz ki ne ilgisi var, var kardeşim
var, Dastan kelimesi Teleütçe,
Sayan-Altay bölgesinde ve ortaçağda Türk Budist tapınaklarına verilen isim.
Yani, çan çalındı hadi Dastan’a git,
ama dikkat et boş bıraktığın bostana İpek
Yolu kervanından deve dadanmasın, çünkü o sebzeler öğle yemeğin. Bu çok ama
çok eski ninniyle büyümüşsün Buddha
heykelini terlikle dövsen de bu senin DNA
kodunda hala yaşıyor, atalarını üzme, eli silahlı teröriste refleks ile
saldıran bir zalim devlete de Budizm inancını
kötülemek için iftira atma, aslını bilmeyen çünkü başkasının silik bir
fotokopisi olur…
20 Eylül 2017 Çarşamba
15 Eylül 2017 Cuma
Papus’e Göre Yükselen Burç ve Fiziksel Özellikler | Savaş Çağman
Papus bir önceki yüzyılın en önemli
Hermetik Astroloğu desek yeridir. Ptoleme’den ve Lilly’den bu yana aktarılan Kadim
Astroloji geleneğinin devamı olan Papus,
özellikle Astroloji ile uğraşanlar
için büyük sorun taşıyan Yükselen Burç
meselesine gelenekten süzülen bir bilgi ile yaklaşır. Yükselen Burç, bizim doğum haritamızda doğum saatimiz ile
belirlenen ve Birinci Evi teşkil
ettiği için tüm haritayı şekillendiren bir veridir. Bu veri olmadan çok da
doğru bir sonuç elde edilemez, ama danışanların fiziksel özellikleri ve en
azından gündüz mü gece mi doğduğunu tayin etmek işi kolaylaştırır. Papus sıra ile Yükselen Burç konumlarının verdiği fiziksel özellikleri
sıralamakta;
Koç Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; heybetli olmamakla birlikte kuvvetli atletik bir beden verir,
kadınlarda ise bu özellik Erkek Fatma dediğimiz
tipleme ile karşımıza çıkar. Yükselen
Koç, orta boylu, uzun yüzlü, kaşları kalın kişilerdir. Boyun hayli uzun, belirgin
ve köşeli çeneleri kuvvetli gözükür. Yükselen
Koç’ta ten esmere yaklaşır. Yine Koç yükselen burç olduğunda kişi ana burcu
özelliklerine daha cesur, istekli, korkusuz, inatçı, kavgacı, vakur olma
özelliklerini ekler.
Boğa Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; orta bir boy, kuvvetli ve biçimli bir beden, geniş bir alın, kısa kalın
boğa gibi boyun verir. Yükselen Boğa’da
koyu renk saçlar, donuk bir ten ve hayli bir geniş ağız olarak yüzde
belirginleşir. Bu kişiler yükselen burç konumu Boğa ile geleneksel, alışkanlıklarına ve rahatına düşkün, eli açık,
para tutamaz, oyuna ve kazanmaya düşkün, iddiacı biraz soğuk ve kapalı, yeme
içmeye düşkün, kolay öfkelenmez ama kızarsa dağları devirecek bir mizaç verir.
İkizler Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; kuru, uzun ve düz bir beden verir, bu kişiler konuma açıya göre çok
uzun boylu olabilirler. Yüzleri uzun, ten pembe, saçlar kumral ya da koyu renk,
gözler kahve ya da gri olacaktır, zekâları gözlerinden gözüken dili tatlı, ikna
edici, çapkın bakışlı kişilerdir. Bu keskin bakışlı İkizler Burcu yükselen burç konumunda kişiye ana burcu özellikleri
yanında hızlı, hareketli, uçucu, flört seven ve vefasız olma özellikleri de
eklenecektir.
Yengeç Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; orta bir boy, beden üst kısım alt kısımdan daha genişi olduğu bir yapı
verir. Yüzü küçük ve yuvarlaktır, ten soluk ve hassas olur, saçlar kahve ve
genelde gözler küçük düşünceli ve gr renkte olabilir. Yine Yengeç yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine daha ılımlı,
erkekse biraz daha huysuz, konuşkan uzlaşmacı, hoş, pasif-agresif olma özelliklerini ekler.
Aslan Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; oldukça hoş, geniş bir beden, orta boy, cüsseli, havalı, omuzları geniş
olma gibi fiziksel özellik verir. Bu kişiler saçlarına önem gösterir veya
uzatma eğilimdedir. Gözler büyük ve belirgin, yüz oval, ten kızılımsı, saçlar
açık renk ya da kızıl olacaktır. Aslan
yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine yüksek ruhlu, kararalı,
gururlu, cömert, yönetmekten hoşlanan, onurlu, tutuklu olma özelliklerini de
ekleyecektir.
Başak Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; orta cüsseli beden, çok zarif ve sıkı esmer bir ten verir. Yüz hatları
geometrik, şekilli ve sağlıklı bir havaları vardır. Bu kişiler çok zeki
çalışkan ve mizahi olurlar. Başak yükselen
burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine düzenli, sağlığına dikkatli, tertipli,
düzenden hoşlanan, iyi ve süssüz olma özelliklerini de ekleyecektir.
Terazi Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; uzun zarif bir beden, kusursuz güzel saçlar, anlamlı ve zarif bir yüz
verir. Bu kişiler genelde kahverengi saçlı, mavi ışıltılı gözlere sahip
olurlar, açık renk gözleri olmasa da çok hoş bakışlıdırlar. Terazi yükselen burç olduğunda bu kişi
ince şeffaf tenli, mizacı soylu ve dostane, iyi yüksek düşünceli, güzelliğe
hayran olan bir kişilik olur.
Akrep Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kuvvetli ve hayli yapılı bir boy verir, cüsselidir veya şişmanlamaya meyillidir, esmerce kızıl bir teni, koyu saçları olur. En belirgin özellikleri kartal gibi burun şekilleri veya sert hatlarıdır. Akrep yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine kızgın, gururlu, içine kapanık, kendi kendine, inzivaya çekilen, ağzı oldukça sıkı, düşünceli ve bireysel olma özelliklerini de katacaktır.
Akrep Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kuvvetli ve hayli yapılı bir boy verir, cüsselidir veya şişmanlamaya meyillidir, esmerce kızıl bir teni, koyu saçları olur. En belirgin özellikleri kartal gibi burun şekilleri veya sert hatlarıdır. Akrep yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine kızgın, gururlu, içine kapanık, kendi kendine, inzivaya çekilen, ağzı oldukça sıkı, düşünceli ve bireysel olma özelliklerini de katacaktır.
Yay Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; genelde erkekse yakışıklı, kadınsa çok güzel olur. Hatları oldukça
alışıla gelmişten farklı ve yabancı milletlerden kişilere benzer. Yay yükselen konumu, ortada uzun boylu,
kozmopolit gözüken, kanlı canlı, oval yüzlü, şişmanlamaya ve ya kas yapmaya meyilli,
parlak saç renkli, aydınlık gözlü kişilerdir. Yay yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine tez canlı,
aceleci, buyurgan, sebat etmeyen, neşeli, özgür olma özelliklerini de dâhil
edecektir.
Oğlak Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; orta cüsseli, oranlanmış ya da çelimsiz rastgele bir hat verir. Bu
kişiler çocukken “büyümüşte küçülmüş” veya her yaşta yaşlı ruhlu kişilerdir. Oğlak Burcu yükselen burç konumunda
uzun sivri çeneli, melankolik, kapalı, dar omuzlu, gözleri küçük delici
fiziksel özellikler verir. Bu burçta yükselenler ana burçlarının özelliği
dışında çok çalışkan, işinde azimli, işkolik kişiler olurlar.
Kova Burcu yükselen burç konumunda
kişiye; orta boylu, biçimli, sağlıklı görünüm, olumlu berrak, kanlı canlı, sarı
veya kahverengi, bazılarında daha koyu kahverengi saçlar verir. Kova yükselen burç konumunda dış
görünümü etkileyici, edalı, flört seven, arkadaşlarına çok önem veren, sevecen,
iyi tabiatlı özellikler de verir.
Balık Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kısa kemikli
bir beden, kahverengi saçlar, soluk bir ten, nemli sulu gözler verir. Bu
kişilerin genelde Ay gibi ve küçük yüzleri olur. Balık yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine olumsuz,
karamsar, çekimser, çekingen, hareketsiz, zararsız, dostlardan kolay etkilenen
özellikleri de dâhil eder.25 Temmuz 2017 Salı
Töz | Savaş Çağman
Asya’nın orta
yeri Sayan-Altay bölgesinde günümüz
Türkçesindeki anlamından biraz daha farklı kullanılan Töz kelimesi, şu aralar yine yoğun bir Nikolay Şodoyev okuması yaparken aklıma takılıp duruyor. Bu bilge
adamın kullandığı şekliyle Töz, manevi kökler anlamına geliyordu. Manevi
kökler bir eylemi, bir ürünü, bir sözü daha dokulu hale getiren çok önemli bir
kavram bence. Ve ne yazık ki Türkiye’de birçok Modern Sanat veya Deneysel Müzik
işinin bu manevi kökten yoksunluğu
onu bir blöfe, tırnak içinde cool olmak
için yapılan boş bir uğraşa, sanatla yalan söylemeye dönüştüğünü de yazmadan
edemeyeceğim.
Verimli
topraklarda yetişen bitki veya ormanlara baksak da, bazen verimsiz topraklardan
da ürün almak mümkündür, yeter ki bu konuda açık fikirli olunabilsin. Bakınız
İsrail’in yeşerttiği çöllük arazilere veya bir hektardan üç tür ürün almaya
odaklı tarım anlayışına. Yani iklim düşmanınız, elinizdeki malzeme ayak bağınız
bile olsa siz bunu avantaja dönüştürebilirsiniz.
Uzun uzun
köksüzlüğümüz hakkında dem vurmayacağım, malum bunu hepimiz biliyoruz. Devamlı
müdahale edilen bir tarihselliğimiz var. Tarihsel kesintiler, zaten kısıtlı olan tecrübenin aktarılmaması bu
kopukluğu ve tarihsel yanılma algısını güçlendiriyor.
1750’lerden
başlayan ülkemin batılılaşma hareketi, Genç
Cumhuriyet ile neredeyse sosyal bir deneye dönüşürken, şekilci, içi boş bir
eğileme de gebe kaldı. O dönemde, birçok evrensel kültür ile bütünleşmiş
münevver varken, bir yandan kaçınılmaz şekilde Mon Cher karikatürleri de türemişti. Ama şaşırmayalım,
entelejansiya Farsça’dan anekdot gevelerken bunun yerine artık Fransızca’yı
katık ediyordu artık, eğilimde değişen bir şey pek yoktu.
Batılılaşma ya da
İnsanlığın Ortak Evrensel Mirası ve Deneyimi ile bütünleşme Ortadoğu’da naif
bir safdillikle parmakları çaprazlama olduğu, şu an ülkemizdeki durumla hepimiz
biraz olsun artık anlıyoruz; göle maya çalındı, ya tutarsa… Bunun sonunda Mon Cher karikatürleri daha çok İngiliz
Kolonisinde büyümüş Bangladeşli ruh hali ile hayali bir tarihin ürünü He-Man
milliyetçisi arasında gidip gelen bir hal aldı. Ecnebiler yapar biz yapamayız ile Bir Türk dünyaya bedel sloganı arasında sıkıştık kaldık; bu da
sanata yansıdı ve yansımaya da devam ediyor. Bu abartılmış Eril-Milliyetçilik
ile Üçüncü Dünyalı Aşağılık Kompleksinin kimseye bir yararı dokunmadığını da
uzun uzun yazmaya gerek duymuyorum.
Bu tozun dumanın
içinde birileri, birilerimiz sanat yapmaya çabalıyoruz değil mi? Ama Evrensel
Kültürle bütünleştiğini iddia eden ama Töz’den
muaf işlerle karşı karşıyayız. Manevi Kök derken dini, ideolojik veya anlamı daha
daraltılmış bir Kök’ten
bahsetmiyorum. Yeter ki o manevi kökünüzle ilgili bağınız samimi olsun; Cinsel Kimlik, Sol, Feminizm, Anarşi, Punk, Fluxus ya da yerel
kültür, bunların bir önemi yok hepsi sizin manevi kökünüz olabilir. Mühim olan
o manevi kök sizin şifanız mı aynı zamanda? Yaptığı kumaş yerleştirmeyi kadının kesilmiş dili veya bir kanayan yara olarak vajina olduğunu
anlatan Feminist bir kadın sanatçıyı dehşetle anımsıyorum. Bedenine bu kadar
olumsuz bakan bu hastalıklı halden nasıl şifa veren bir sanatın
çıkabileceğinden bahsedebiliriz. Hani sanat Katharsis idi? Hani şifa verirdi, hani kitleleri değiştirebilirdi?
Bu olumsuzlukla daha da hasta bir toplum inşa etmek artık Modern Sanat olarak mı adlandırılıyor? Bence sanatın işlevine biraz
daha odaklanmalıyız… Hele ki göçüğün altında kuşakların kaldığı şu dönemde…
Peki, sapla saman
nasıl ayrılır? Bir işin manevi kökten
muaflığı yarattığı goy goy, çıkardığı gürültü, modaya veya o dönemin siyasi
eğilimine kurban verilmesiyle hemen kendini gösterir. Aynı Gezi sonrası, hazır gıda kültürüne teslim edilen Veganlık gibi. Nasıl hayatın kaynağı
bedense, sanatın da kaynağı tam işte orasıdır, iki göğüs kafesinin arası yani
kalbiniz. Tüm o bilgi yüklerimiz omzumuzda olsun, lakin kalbin size ne
söylediğini de unutmayın. Medya size bir sanatçıyı şişirip sunabilir. Oysa iki
gözünü, en önemlisi kalbiniz var. Bazıları hakkında konuşamıyor muyuz? Bazı
kutsal isimlere dokunamıyor muyuz? Eh artık söylemenin vakti geldi. Çünkü Modern Sanat, Deneysel Müzik sizin defacto,
yaptım oldu alanınız değildir hanımlar, beyler! Evren Ortak İnsanlık Mirasının
yüzyıllarca deneyim biriktirdiği, estetik oluşturduğu, milimi milimine
tanımlanmış bir alandır; sizin sunduğunuz gibi bir muamma değildir. Bir sanatçı
sanatını tanıtlayamıyorsa, yani kendi geometri dünyasını ve kavramlarını sabit
bir biçimde açıklayamıyorsa, orada sadece blöf vardır. Sanatını bir muamma veya
kuralsız bir özgürlük alanı olarak adlandıranlar yalanlarını söyleye dursun,
ben ülkemden çıkan gerçek sanatçılarla hep övünmeye devam edeceğim. Zaten o
sanatçılar sınırları aşıp başkalarına ulaşmış, buranın yerel Deve Güreşi tadında sanat ortamıyla da
pek haşır neşir değil…
Eğer üretiminizde
veya yaşam biçiminizde manevi bir kök yoksa her eylem sadece bir poz vermeye
dönüşür. Gençliğinde uyguladığı Martin
Degville fotokopisi Drag Queen’liği
Punk olmak sanan şimdinin pek bir
cafcaflı sanatçısının, bir dergide sorulan soru üstüne işini hiçbir ibare
olmamasına rağmen çok siyasi ve cinsiyetçilik karşıtı iş olarak göstermeye
çabalayan o röportajı anımsıyorum; süslü laflar, tribünlere oynayan bir beyaz
Türk siyasiliği, kısaca boş laf... Zatı muhterem eğer bahsettiği şeyler
resminde olsaydı bunun dört yaşında bir çocuk tarafından bile algılanabilirdi,
çünkü sanatın bir de böyle yalın bir yanı var, biz unutsak bile. Bu bana
sadece, ülkemde, sanatla yalan söylemenin adetten olduğunu çağrıştırıyor. Zaten
bu ülkede sanat eleştirisinin ay çok
beğendim, harika olmuş ile sınırlandığını da anımsıyorum bir yandan. Eh
keçinin olmadığı yerde koyuna Monsieur
Abdurrahman deme halleri, acı acı gülümsüyorum. Töz, Sayan-Altay’ın beni sarsan bir kavramı; manevi köklere, bizi
biz yapan tüm deneyimlere sahip çıkıp bununla sanat üretilmesi gereğini de
anımsatan bir kavram...
20 Temmuz 2017 Perşembe
Çağdaş Müzik Zibidileri | Savaş Çağman
Ayranım ekşi diyemeyenler Ekşisözlük’te bir sürek avına çıktı şu
son on ay. Önceleri işin rengi latife kıvamında ve masumdu. Sonra işin rengi
topuktan vururum, yok darp ederim, yok senin ta ananı halini aldı. Ne hoş değil
mi entelektüel bu sol kanat bireyler arasındaki bu seviye?
Olayın başlangıcı Ekşisözlük’ün bir adeti üzerine mahlasla yazma şeklinde idi.
Biri veya birileri buna takmış vay ortaya
çıksın, vay kendini belli etsin, falan. Bu sosyal mecrada kim bu güne dek
kendini açık etti? Kim adını açıkladı da siz bunu istiyorsunuz? Ayrıca buradaki
amaç ne? Söyleyeyim, bu kişiyi belirleyip sonra onu müzik aleminden silene dek
elinden geleni arkaya koymamak. Peki, bu kişinin suçu ne? Birilerinin müzik
diye yaptığı kepazeliğe, hiç süslemeden kepazelik demek. Pardon da, şimdi ben
de aynını yazıyorum; siz müzik yalancısısınız, yeteneksizsiniz, ayrıca
magandasınız…
Ha, alenen yazmak mı gerekiyor kim
olduğunuzu? Onun da zamanı gelecek, eğer uslanmazsanız. Bugüne kadar siz Çağdaş
Müzik Zibidilerini bir kez bile yazmadım, çünkü yazılmaya değer bir ürününüz
yoktu. İsim vermeden, gönül kırmadan bahsettim, belki insan olmayı seçerseniz
de, kendinize gelirsiniz de, güzel bir ufka doğru birlikte yürürüz diye. Neden
biliyor musunuz? Çünkü hep bu ülkede yepyeni gelen nesille bu işlerin
yükseleceğine inandığım için. Hep ayağıma çelme takarken siz, ben kolunuza
girmeye çalıştığım için. Çünkü tüm zibidiliğinize,
magandalığınıza rağmen sizi bir
değer gördüğüm için. Gelişebileceğinize (ki hepimiz gelişiyoruz evrenin yasası dahilinde), doğruyu bulacağınıza, şu sulu zırtlak
yerellikten çıkıp ürünlerinizle evrenselleşeceğinize salak gibi inandığım için...
Buradan alenen şunu söylüyorum, sizin
o aylardır yürüttüğünüz linç kampanyası yüzünden eğer ekşisözlük’teki eleştiriler son bulursa bu blog’tan isim vererek,
tarih vererek, screen shot’ları yayımlayarak yaptığınız her rezilliği teker
teker ifşa edeceğim. Eteğinde taş biriken bir siz değilsiniz… Emin olun o
taşları dökmek heyelana neden olacak…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



