20 Eylül 2017 Çarşamba

Dastan | Savaş Çağman

Bir halkın tarihine, oluşuna, DNA kodlarına kadar işlemiş kültür mirasından habersiz, hala diline pelesenk olmuş, günlük hayatında yaşattığı geçmişten bihaber, genel geçer siyasi olaylar vuku bulurken ağzından salyalar saçarak neler neler yaptığına hala tanık oluyoruz. Arakan Sorunu patlak verdiğinde, bu güne kadar hiç var olmayan bir Budizm düşmanlığı oluşturuldu. Ermeni düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı derken bir de şimdi listeye bu eklendi. Birinin Buddha heykelini terlikle dövdüğü bir viral halen Youtube’ta dönüp duruyor. Ama ne yazıktır ki Türklerin en eski edebiyat metinlerini üretmiş Çısuya Tutung, ya da muhteşem Ki-Ki’nin Türk Budistleri olduğu, bu dinin Türklerin en eski örgütlü dini olduğunu, hatta hala bazı Türk toplumlarının bu dinde olduğunu bilmiyor. Diyeceksiniz ki, “aman geçmiş olmuş bitmiş, bize ne ki Budizm’den, şimdi bırakmışız, Müslüman olmuşuz,” ben de diyeceğim ki, hala kültürümüz içinde izleri var ve hala yaşıyor. Mesela hayvanların yuvalarını bozmamak, eşiğe basmamak, üçlemek diyerek bir şeyi üç kez tekrar etmek bunlar işte o eski Türk Budizm’inden bize miras kalanlar. Ama bir tanesi var ki, hepimiz onunla büyüdük. Bu ezbere bildiğimiz tek ninni “Dandini dandini dastana, develer girmiş bostana…” diye başlar. Malum develer Fergana’ya uğrayan İpek Yolu’nun kervanlarında, Budist olan Türkler vejetaryen olduğu için Han’ın buyruğu ile çobanlar bostancılığa başlamış ortaçağda, o bostan işte o bostan. “Dan din” sesi çanı anımsatıyor değil mi? Davet için Budist Tapınaklarında üç kere çalınır. Diyeceksiniz ki ne ilgisi var, var kardeşim var, Dastan kelimesi Teleütçe, Sayan-Altay bölgesinde ve ortaçağda Türk Budist tapınaklarına verilen isim. Yani, çan çalındı hadi Dastan’a git, ama dikkat et boş bıraktığın bostana İpek Yolu kervanından deve dadanmasın, çünkü o sebzeler öğle yemeğin. Bu çok ama çok eski ninniyle büyümüşsün Buddha heykelini terlikle dövsen de bu senin DNA kodunda hala yaşıyor, atalarını üzme, eli silahlı teröriste refleks ile saldıran bir zalim devlete de Budizm inancını kötülemek için iftira atma, aslını bilmeyen çünkü başkasının silik bir fotokopisi olur…

15 Eylül 2017 Cuma

Papus’e Göre Yükselen Burç ve Fiziksel Özellikler | Savaş Çağman

Papus bir önceki yüzyılın en önemli Hermetik Astroloğu desek yeridir. Ptoleme’den ve Lilly’den bu yana aktarılan Kadim Astroloji geleneğinin devamı olan Papus, özellikle Astroloji ile uğraşanlar için büyük sorun taşıyan Yükselen Burç meselesine gelenekten süzülen bir bilgi ile yaklaşır. Yükselen Burç, bizim doğum haritamızda doğum saatimiz ile belirlenen ve Birinci Evi teşkil ettiği için tüm haritayı şekillendiren bir veridir. Bu veri olmadan çok da doğru bir sonuç elde edilemez, ama danışanların fiziksel özellikleri ve en azından gündüz mü gece mi doğduğunu tayin etmek işi kolaylaştırır. Papus sıra ile Yükselen Burç konumlarının verdiği fiziksel özellikleri sıralamakta;
Koç Burcu yükselen burç konumunda kişiye; heybetli olmamakla birlikte kuvvetli atletik bir beden verir, kadınlarda ise bu özellik Erkek Fatma dediğimiz tipleme ile karşımıza çıkar. Yükselen Koç, orta boylu, uzun yüzlü, kaşları kalın kişilerdir. Boyun hayli uzun, belirgin ve köşeli çeneleri kuvvetli gözükür. Yükselen Koç’ta ten esmere yaklaşır. Yine Koç yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine daha cesur, istekli, korkusuz, inatçı, kavgacı, vakur olma özelliklerini ekler.
Boğa Burcu yükselen burç konumunda kişiye; orta bir boy, kuvvetli ve biçimli bir beden, geniş bir alın, kısa kalın boğa gibi boyun verir. Yükselen Boğa’da koyu renk saçlar, donuk bir ten ve hayli bir geniş ağız olarak yüzde belirginleşir. Bu kişiler yükselen burç konumu Boğa ile geleneksel, alışkanlıklarına ve rahatına düşkün, eli açık, para tutamaz, oyuna ve kazanmaya düşkün, iddiacı biraz soğuk ve kapalı, yeme içmeye düşkün, kolay öfkelenmez ama kızarsa dağları devirecek bir mizaç verir.
İkizler Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kuru, uzun ve düz bir beden verir, bu kişiler konuma açıya göre çok uzun boylu olabilirler. Yüzleri uzun, ten pembe, saçlar kumral ya da koyu renk, gözler kahve ya da gri olacaktır, zekâları gözlerinden gözüken dili tatlı, ikna edici, çapkın bakışlı kişilerdir. Bu keskin bakışlı İkizler Burcu yükselen burç konumunda kişiye ana burcu özellikleri yanında hızlı, hareketli, uçucu, flört seven ve vefasız olma özellikleri de eklenecektir.
Yengeç Burcu yükselen burç konumunda kişiye; orta bir boy, beden üst kısım alt kısımdan daha genişi olduğu bir yapı verir. Yüzü küçük ve yuvarlaktır, ten soluk ve hassas olur, saçlar kahve ve genelde gözler küçük düşünceli ve gr renkte olabilir. Yine Yengeç yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine daha ılımlı, erkekse biraz daha huysuz, konuşkan uzlaşmacı, hoş, pasif-agresif olma özelliklerini ekler.
Aslan Burcu yükselen burç konumunda kişiye; oldukça hoş, geniş bir beden, orta boy, cüsseli, havalı, omuzları geniş olma gibi fiziksel özellik verir. Bu kişiler saçlarına önem gösterir veya uzatma eğilimdedir. Gözler büyük ve belirgin, yüz oval, ten kızılımsı, saçlar açık renk ya da kızıl olacaktır. Aslan yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine yüksek ruhlu, kararalı, gururlu, cömert, yönetmekten hoşlanan, onurlu, tutuklu olma özelliklerini de ekleyecektir.
Başak Burcu yükselen burç konumunda kişiye; orta cüsseli beden, çok zarif ve sıkı esmer bir ten verir. Yüz hatları geometrik, şekilli ve sağlıklı bir havaları vardır. Bu kişiler çok zeki çalışkan ve mizahi olurlar. Başak yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine düzenli, sağlığına dikkatli, tertipli, düzenden hoşlanan, iyi ve süssüz olma özelliklerini de ekleyecektir.
Terazi Burcu yükselen burç konumunda kişiye; uzun zarif bir beden, kusursuz güzel saçlar, anlamlı ve zarif bir yüz verir. Bu kişiler genelde kahverengi saçlı, mavi ışıltılı gözlere sahip olurlar, açık renk gözleri olmasa da çok hoş bakışlıdırlar. Terazi yükselen burç olduğunda bu kişi ince şeffaf tenli, mizacı soylu ve dostane, iyi yüksek düşünceli, güzelliğe hayran olan bir kişilik olur. 
Akrep Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kuvvetli ve hayli yapılı bir boy verir, cüsselidir veya şişmanlamaya meyillidir, esmerce kızıl bir teni, koyu saçları olur. En belirgin özellikleri kartal gibi burun şekilleri veya sert hatlarıdır. Akrep yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine kızgın, gururlu, içine kapanık, kendi kendine, inzivaya çekilen, ağzı oldukça sıkı, düşünceli ve bireysel olma özelliklerini de katacaktır.
Yay Burcu yükselen burç konumunda kişiye; genelde erkekse yakışıklı, kadınsa çok güzel olur. Hatları oldukça alışıla gelmişten farklı ve yabancı milletlerden kişilere benzer. Yay yükselen konumu, ortada uzun boylu, kozmopolit gözüken, kanlı canlı, oval yüzlü, şişmanlamaya ve ya kas yapmaya meyilli, parlak saç renkli, aydınlık gözlü kişilerdir. Yay yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine tez canlı, aceleci, buyurgan, sebat etmeyen, neşeli, özgür olma özelliklerini de dâhil edecektir.
Oğlak Burcu yükselen burç konumunda kişiye; orta cüsseli, oranlanmış ya da çelimsiz rastgele bir hat verir. Bu kişiler çocukken “büyümüşte küçülmüş” veya her yaşta yaşlı ruhlu kişilerdir. Oğlak Burcu yükselen burç konumunda uzun sivri çeneli, melankolik, kapalı, dar omuzlu, gözleri küçük delici fiziksel özellikler verir. Bu burçta yükselenler ana burçlarının özelliği dışında çok çalışkan, işinde azimli, işkolik kişiler olurlar.
Kova Burcu yükselen burç konumunda kişiye; orta boylu, biçimli, sağlıklı görünüm, olumlu berrak, kanlı canlı, sarı veya kahverengi, bazılarında daha koyu kahverengi saçlar verir. Kova yükselen burç konumunda dış görünümü etkileyici, edalı, flört seven, arkadaşlarına çok önem veren, sevecen, iyi tabiatlı özellikler de verir.
Balık Burcu yükselen burç konumunda kişiye; kısa kemikli bir beden, kahverengi saçlar, soluk bir ten, nemli sulu gözler verir. Bu kişilerin genelde Ay gibi ve küçük yüzleri olur. Balık yükselen burç olduğunda kişi ana burcu özelliklerine olumsuz, karamsar, çekimser, çekingen, hareketsiz, zararsız, dostlardan kolay etkilenen özellikleri de dâhil eder.

25 Temmuz 2017 Salı

Töz | Savaş Çağman

Asya’nın orta yeri Sayan-Altay bölgesinde günümüz Türkçesindeki anlamından biraz daha farklı kullanılan Töz kelimesi, şu aralar yine yoğun bir Nikolay Şodoyev okuması yaparken aklıma takılıp duruyor. Bu bilge adamın kullandığı şekliyle Töz, manevi kökler anlamına geliyordu. Manevi kökler bir eylemi, bir ürünü, bir sözü daha dokulu hale getiren çok önemli bir kavram bence. Ve ne yazık ki Türkiye’de birçok Modern Sanat veya Deneysel Müzik işinin bu manevi kökten yoksunluğu onu bir blöfe, tırnak içinde cool olmak için yapılan boş bir uğraşa, sanatla yalan söylemeye dönüştüğünü de yazmadan edemeyeceğim.
Verimli topraklarda yetişen bitki veya ormanlara baksak da, bazen verimsiz topraklardan da ürün almak mümkündür, yeter ki bu konuda açık fikirli olunabilsin. Bakınız İsrail’in yeşerttiği çöllük arazilere veya bir hektardan üç tür ürün almaya odaklı tarım anlayışına. Yani iklim düşmanınız, elinizdeki malzeme ayak bağınız bile olsa siz bunu avantaja dönüştürebilirsiniz.
Uzun uzun köksüzlüğümüz hakkında dem vurmayacağım, malum bunu hepimiz biliyoruz. Devamlı müdahale edilen bir tarihselliğimiz var. Tarihsel kesintiler, zaten kısıtlı olan tecrübenin aktarılmaması bu kopukluğu ve tarihsel yanılma algısını güçlendiriyor.
1750’lerden başlayan ülkemin batılılaşma hareketi, Genç Cumhuriyet ile neredeyse sosyal bir deneye dönüşürken, şekilci, içi boş bir eğileme de gebe kaldı. O dönemde, birçok evrensel kültür ile bütünleşmiş münevver varken, bir yandan kaçınılmaz şekilde Mon Cher karikatürleri de türemişti. Ama şaşırmayalım, entelejansiya Farsça’dan anekdot gevelerken bunun yerine artık Fransızca’yı katık ediyordu artık, eğilimde değişen bir şey pek yoktu.
Batılılaşma ya da İnsanlığın Ortak Evrensel Mirası ve Deneyimi ile bütünleşme Ortadoğu’da naif bir safdillikle parmakları çaprazlama olduğu, şu an ülkemizdeki durumla hepimiz biraz olsun artık anlıyoruz; göle maya çalındı, ya tutarsa… Bunun sonunda Mon Cher karikatürleri daha çok İngiliz Kolonisinde büyümüş Bangladeşli ruh hali ile hayali bir tarihin ürünü He-Man milliyetçisi arasında gidip gelen bir hal aldı. Ecnebiler yapar biz yapamayız ile Bir Türk dünyaya bedel sloganı arasında sıkıştık kaldık; bu da sanata yansıdı ve yansımaya da devam ediyor. Bu abartılmış Eril-Milliyetçilik ile Üçüncü Dünyalı Aşağılık Kompleksinin kimseye bir yararı dokunmadığını da uzun uzun yazmaya gerek duymuyorum.
Bu tozun dumanın içinde birileri, birilerimiz sanat yapmaya çabalıyoruz değil mi? Ama Evrensel Kültürle bütünleştiğini iddia eden ama Töz’den muaf işlerle karşı karşıyayız. Manevi Kök derken dini, ideolojik veya anlamı daha daraltılmış bir Kök’ten bahsetmiyorum. Yeter ki o manevi kökünüzle ilgili bağınız samimi olsun; Cinsel Kimlik, Sol, Feminizm, Anarşi, Punk, Fluxus ya da yerel kültür, bunların bir önemi yok hepsi sizin manevi kökünüz olabilir. Mühim olan o manevi kök sizin şifanız mı aynı zamanda? Yaptığı kumaş yerleştirmeyi kadının kesilmiş dili veya bir kanayan yara olarak vajina olduğunu anlatan Feminist bir kadın sanatçıyı dehşetle anımsıyorum. Bedenine bu kadar olumsuz bakan bu hastalıklı halden nasıl şifa veren bir sanatın çıkabileceğinden bahsedebiliriz. Hani sanat Katharsis idi? Hani şifa verirdi, hani kitleleri değiştirebilirdi? Bu olumsuzlukla daha da hasta bir toplum inşa etmek artık Modern Sanat olarak mı adlandırılıyor? Bence sanatın işlevine biraz daha odaklanmalıyız… Hele ki göçüğün altında kuşakların kaldığı şu dönemde…
Peki, sapla saman nasıl ayrılır? Bir işin manevi kökten muaflığı yarattığı goy goy, çıkardığı gürültü, modaya veya o dönemin siyasi eğilimine kurban verilmesiyle hemen kendini gösterir. Aynı Gezi sonrası, hazır gıda kültürüne teslim edilen Veganlık gibi. Nasıl hayatın kaynağı bedense, sanatın da kaynağı tam işte orasıdır, iki göğüs kafesinin arası yani kalbiniz. Tüm o bilgi yüklerimiz omzumuzda olsun, lakin kalbin size ne söylediğini de unutmayın. Medya size bir sanatçıyı şişirip sunabilir. Oysa iki gözünü, en önemlisi kalbiniz var. Bazıları hakkında konuşamıyor muyuz? Bazı kutsal isimlere dokunamıyor muyuz? Eh artık söylemenin vakti geldi. Çünkü Modern Sanat, Deneysel Müzik sizin defacto, yaptım oldu alanınız değildir hanımlar, beyler! Evren Ortak İnsanlık Mirasının yüzyıllarca deneyim biriktirdiği, estetik oluşturduğu, milimi milimine tanımlanmış bir alandır; sizin sunduğunuz gibi bir muamma değildir. Bir sanatçı sanatını tanıtlayamıyorsa, yani kendi geometri dünyasını ve kavramlarını sabit bir biçimde açıklayamıyorsa, orada sadece blöf vardır. Sanatını bir muamma veya kuralsız bir özgürlük alanı olarak adlandıranlar yalanlarını söyleye dursun, ben ülkemden çıkan gerçek sanatçılarla hep övünmeye devam edeceğim. Zaten o sanatçılar sınırları aşıp başkalarına ulaşmış, buranın yerel Deve Güreşi tadında sanat ortamıyla da pek haşır neşir değil…
Eğer üretiminizde veya yaşam biçiminizde manevi bir kök yoksa her eylem sadece bir poz vermeye dönüşür. Gençliğinde uyguladığı Martin Degville fotokopisi Drag Queen’liği Punk olmak sanan şimdinin pek bir cafcaflı sanatçısının, bir dergide sorulan soru üstüne işini hiçbir ibare olmamasına rağmen çok siyasi ve cinsiyetçilik karşıtı iş olarak göstermeye çabalayan o röportajı anımsıyorum; süslü laflar, tribünlere oynayan bir beyaz Türk siyasiliği, kısaca boş laf... Zatı muhterem eğer bahsettiği şeyler resminde olsaydı bunun dört yaşında bir çocuk tarafından bile algılanabilirdi, çünkü sanatın bir de böyle yalın bir yanı var, biz unutsak bile. Bu bana sadece, ülkemde, sanatla yalan söylemenin adetten olduğunu çağrıştırıyor. Zaten bu ülkede sanat eleştirisinin ay çok beğendim, harika olmuş ile sınırlandığını da anımsıyorum bir yandan. Eh keçinin olmadığı yerde koyuna Monsieur Abdurrahman deme halleri, acı acı gülümsüyorum. Töz, Sayan-Altay’ın beni sarsan bir kavramı; manevi köklere, bizi biz yapan tüm deneyimlere sahip çıkıp bununla sanat üretilmesi gereğini de anımsatan bir kavram...


20 Temmuz 2017 Perşembe

Çağdaş Müzik Zibidileri | Savaş Çağman

Ayranım ekşi diyemeyenler Ekşisözlük’te bir sürek avına çıktı şu son on ay. Önceleri işin rengi latife kıvamında ve masumdu. Sonra işin rengi topuktan vururum, yok darp ederim, yok senin ta ananı halini aldı. Ne hoş değil mi entelektüel bu sol kanat bireyler arasındaki bu seviye?
Olayın başlangıcı Ekşisözlük’ün bir adeti üzerine mahlasla yazma şeklinde idi. Biri veya birileri buna takmış vay ortaya çıksın, vay kendini belli etsin, falan. Bu sosyal mecrada kim bu güne dek kendini açık etti? Kim adını açıkladı da siz bunu istiyorsunuz? Ayrıca buradaki amaç ne? Söyleyeyim, bu kişiyi belirleyip sonra onu müzik aleminden silene dek elinden geleni arkaya koymamak. Peki, bu kişinin suçu ne? Birilerinin müzik diye yaptığı kepazeliğe, hiç süslemeden kepazelik demek. Pardon da, şimdi ben de aynını yazıyorum; siz müzik yalancısısınız, yeteneksizsiniz, ayrıca magandasınız
Ha, alenen yazmak mı gerekiyor kim olduğunuzu? Onun da zamanı gelecek, eğer uslanmazsanız. Bugüne kadar siz Çağdaş Müzik Zibidilerini bir kez bile yazmadım, çünkü yazılmaya değer bir ürününüz yoktu. İsim vermeden, gönül kırmadan bahsettim, belki insan olmayı seçerseniz de, kendinize gelirsiniz de, güzel bir ufka doğru birlikte yürürüz diye. Neden biliyor musunuz? Çünkü hep bu ülkede yepyeni gelen nesille bu işlerin yükseleceğine inandığım için. Hep ayağıma çelme takarken siz, ben kolunuza girmeye çalıştığım için. Çünkü tüm zibidiliğinize, magandalığınıza rağmen sizi bir değer gördüğüm için. Gelişebileceğinize (ki hepimiz gelişiyoruz evrenin yasası dahilinde), doğruyu bulacağınıza, şu sulu zırtlak yerellikten çıkıp ürünlerinizle evrenselleşeceğinize salak gibi inandığım için...
Buradan alenen şunu söylüyorum, sizin o aylardır yürüttüğünüz linç kampanyası yüzünden eğer ekşisözlük’teki eleştiriler son bulursa bu blog’tan isim vererek, tarih vererek, screen shot’ları yayımlayarak yaptığınız her rezilliği teker teker ifşa edeceğim. Eteğinde taş biriken bir siz değilsiniz… Emin olun o taşları dökmek heyelana neden olacak…