29 Temmuz 2016 Cuma

Karma Hakkında | Savaş Çağman

Sānkhya Psikolojisi ve Patanjali Yoga tekniği, dini yansımalar olan Jainizm ve Gosāla Öğretisi aslında büyük üstat Heinrich Zimmer’in de belirtiği üzere Hint-Ari göçü öncesi Hindistan’ın yerel halklarına ait bir görüştür. Hemen hemem Budizm çağdaşı olan Jainizm ve Gosāla Öğretisi’nde Karma yağ sürülmüş bir bedene yapışıp kalan tozmuş gibi anlatılır. Bu toz Jiva denilen sonsuz, pür ve saf özü boyar. Karma’nın türleri vardır;

Jnāna-āvarana-karma: Gözden gizleyen karma, bir örtünün örtüğü gibi gerçekle ruh arasını örter
Darshana-āvarana-karma: Doğru algıyı gizleyen karma, bekçinin kapıda beklemesi gibi sizi engeller
Vedanīya-karma: Hoş ve nahoş duygular uyandıran karma, tüm hayat deneyimlerinin acı ve sevinçten oluşmasına neden olan karmadır
Mohanīya-karma: Aldanışlık ve karışıklık yaratan karma, bize sarhoş edici maddelerle gelen karmadır
Āyush-karma: Bireysel yaşamın devamını sağlayan karma, bizi hayata bir iple bağlar gibidir, ömrümüzün süresini biçen karmadır
Nāma-karma: Kişiselliği sürdüren karma, ismimizle gelen karmadır
Gotra-karma: Kişinin içinde doğduğu aileyi belirleyen karma, aileden gelen yükümüzü anlatır
Antāraya-karma: Engeller meydana getiren karma, bu karmanın birçok alt başlığı vardır

Gosāla Öğretisi ve Jainizm genel başlıklarını bu şekilde belirlediği toplam 148 çeşit karma ve bunların sonuçlarından bahseder. Karma’dan kurtulma konusunda bir ayırma ve saflaştırma tekniği benimseyen bu öğretiler karma’nın sebebini durdurmayı amaç edinir. Bu tekniğin ana dayanak noktası da ahimsā yani zarar vermeme prensibi olarak açıklanmaktadır.

19 Temmuz 2016 Salı

Elmas | Savaş Çağman

Anneannem, "Elmas çamura da düşse elmastır" derdi. İşte anımsanması gereken yegane şey'imiz bu... Değerinizi size unutturmaya meyleden bir dönemden geçiyoruz. Anımsayın, elmas elmastır, ne olursa olsun elmas olarak kalacaktır...
Şiddetin en fena aksi öz-ayna'da kalan kiridir. Şiddet övüldükçe büyür, şekillenir. Şiddet, şekli ve yönü ne olursa olsun; sadece eylemde değil, düşüncede de kirleticidir. Öz, yani ruh ve evrenin aynası olansa insan, ki her dem öz-ayna'sının parlak ve saf kılmalı.
Bedeninizde bu kiri muhafaza etmeyin. Şu an, büyük bir duygusal karışıklık içindeyiz, duygularımız bulanık bir suyun halinde, ki bu yüzden sakinlikle durmak gerekiyor. Öncelikle durdurmanız lazım, düşüncelerinizi durdurmanın en iyi yolu Oruç haline girmektir. Oruç bitince, hayatınıza bakın, şefkatle, yargılamadan, suçlamadan. Yeni Bir Hayat için, bir defter edinin. Bu deftere sahip olduğunuz tüm maddi ve manevi varlıkları yazın. Ne çok şeyiniz var, ne çok yükünüz var. Oruç bitince gördünüz, mideniz iki yumruğunuz kadar; doymak aslında ne kolay. Size ait olanla değil, ne sizin parçanız bununla ilgilenin. Korkmayın! Siz kalın! Siz olmak, korkmamak, anımsayın!... Nesnelerle, araçlarla yaşamıyorsunuz siz, siz kalarak yaşıyorsunuz... Mücadele alanımız artık kendimiz olarak kalmak alanı, işimiz çok zor... İçinizdeki elmas hep parıldasın...


15 Temmuz 2016 Cuma

Kara Daire | Savaş Çağman

Çayına iki şeker atıyorum. "Karıştır" diyorum "Hayatın gibi karıştır", gülüyoruz, mecazi gamzesi çocuksu yüzünde derinleşiyor. Sofralar kuruyoruz birbirimize, başka sofralarda buluşuyoruz, bazen kopuyoruz, bazen görüşüyoruz. Anımsa, evin kocaman penceresini açıp topuğunu pencereye dayayıp sigara içerdin. Galata Kulesine iner gibi yapan sokağa bakmaz, martı kanatlarını sayardın gecenin karanlığında. Çok kızardım sana bazen, içlenirdim, sarılmadan uyuduğumuz gecelerde neden diye sorardım? Neden böyle yapıyor? Seni anlamamak bencilliğim imiş meğer, keşke dinlemeyi bilseydim...
İki yaralı hayvan gibi saldırırdık birbirimize, gözlerimiz dolardı, özür dilemeden barışırdık. Kaçınılmazdı ayrıldık, ayrıldıktan sonraki ilk buluşmada, deseler, yemin edebilirdim liseyi onla okudum diye. Derindi aramızdaki, ben bazen uçurum sanırdım, bazen dipsiz bir deniz... Sımsıkı sarıldık, Firuzağa Camii'nin altındaki benim vejeteryanlığıma zıt kebapçıya oturduk. 
Anlamak istiyordu, nedir bu panik diye düşünüyordum. Çok acı çektik dedim, daha zarar vermeyelim birbirimize n'olur? Bazen insan karşısındakinin en kötü noktasını uyandırır. Sonra, şu şekerleri attıktan hemen sonra, sözlerim tükenince, bir onaylama hareketi midir bilmem sol bileğimi öptün. Minnet doluydu öpüş, teslimiyet doluydu, o an anlamamışım... Bilmeden, beni karanlığımdan öptün sen. Senden önce hep ben iyi biriyim derdim kibirle. Sen bana ne kadar kötü biri olabileceğimi de gösterdin. Şu ben iyiyim demelerin nasıl bir kibir olduğunu öğrettin, hem de öğrettiğini bile bilmeden.
Aradan bir yaz geçti, sol bileğime Ayn Sof kadar kara bir dairenin dövmesini yaptırdım; karanlık yanımı ve karanlığımı öpenleri unutmamak için. O kara daire benim canım sağ olsun deme noktam, her hatamda usulca, minnettar, o dövmeyi öpüyorum. Aslında iade edildiğinde ne hata var, ne sevap; olacak olan var en olması gerektiği gibi olmuş. Çayıma iki şeker atıyorum. "Karıştır" diyorum kendi kendime, "Hayatın gibi karıştır", gülümsüyorum... 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Yunus'un Çobanı | Savaş Çağman

"Aman, sen de tutturmuşsun bir Çin, bir Kabala gidiyorsun, yahu yok mu bu ülkenin bilgesi?" diyenler var elbet. Oysa göğün altında Bilge'lerin, Aziz'lerin yolu hep bir, onlar aynı ülkenin evlatları... Ama meraklanan için, gevezeliğimin kanıtı kısa bir hikayem de var doğrusu...
Bu toprakların ismi olan bilgeleri var, bir de isimsizler... Onlardan biri de Yunus'un Çobanı'dır. İlk öğrendiğimde döktüğüm gözyaşı kadar gözyaşı döktüm her anlattığımda; çünkü içindeki feda, erdem ve güzellik çok dokunur bana. 
Yunus Emre, ovalar aşıp, ırmaklar aşıp bir dağ başına vasıl olmuş. Bakmış orada genç bir çoban sürüsünü otlatıyor. Selamlaşmışlar. Çoban, Yunus'un derviş olduğunu, dağ taş gezdiğini, bilge oluğunu sezmiş ki, soruvermiş "Derviş baba, sen bilirsin, ben bu dağ başındayım, cahilim, bir tanecik dua bilirim. Ama isterim ki Rab'ın hoşuna gidecek birkaç tane daha öğreneyim, sen bana öğretir misin?" Yunus meraklanmış; "Bir yol deyi ver, nedir o bildiğin tek dua?" Çoban Yunus'a bakmış, şöyle dua ederim demiş "Allahım, bana o kadar büyük bir beden ver ki, cehenneme bir ben gireyim, kimseler giremesin" Yunus ağlamış, ağlamış, ağlamış. "Ben sana dua öğretemem, sen en güzelini kılmışsın" demiş. 
Cennetin heveslileri ne anlar ki Yunus'un Çobanı'nın dininden... Feda'yı bilmeyen insanı bilebilir mi? Böyle bir Aşk'ın ülkesindeki nefrete bakıp insan nasıl üzülmesin?