2 Ocak 2016 Cumartesi

Fimlerden Hayata İzi Düşen Replikler No:2 | Savaş Çağman

Tolkien, denince aklıma Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü gelir. Kış günü yekpare pencerelerden akasya ağaçlarının tepesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne Felsefe Bölümü'ndeki kestirmeden giderken bir pencere pervazına tünemiş Nur'u veya Gökhan'ı, Lord Of The Rings okurken görürdüm. Tabi ki konuya bir hayli Fransız'dım çünkü henüz Türkçe'ye çevrilmemişti. Kitapla sekronize olarak film yayımlandığında -ki hemen hepsi yaş günüme yakın tarihlerdeydi, yetkililere teşekkür ederim- koşa koşa izlemeye gittim. İlk filmde, sevdiğim bir sahnenin yansımasını en az kitapta olduğu kadar iyi canlandırıldığını görmek çok hoş bir histi. Yüzüklerin Efendisi, filminden en sevdiğim sahne de budur işte... GaladrielLothlorien'in hanımı, içine su doldurduğu kaba bakması için Frodo'yu davet eder. "Aynaya bakar mısın?" der. Frodo ne göreceğini söyler, Galadriel geçmiş, şu an ve gelecekten şeyler göreceğini söyler. Gördüklerinden sonra umutsuzluğa kapılan Galadriel yüzüğü ona sunan Frodo'dan almak için uzanır. Yüzüğün gücü ile kötünün gücüne kapılan Galadriel korkunç bir ses ve görünüme bürünür, ama iradesi bunu yener ve Galadriel kendine gelir. Ve benim en sevdiğim dialogu söyler; "Bir süre daha Galadriel olarak kalacağım, Batı'ya gideceğim ve azalacağım", Cate Blanchett inanılmazdır bunu söylerken... 27-10-2015 Istanbul

Fimlerden Hayata İzi Düşen Replikler No:1 | Savaş Çağman

Kızgın Damdaki Kedi, 1958 yapımı bir Tennessee Williams'ın aynı isimli tiyatro oyunundan uyarlama bir filmdir. Çocukken TRT'de bir pazar akşamı büyülenmiş gibi izlemiştim. Nedense film cennetimin Adem ile Havvası bu film yüzünden Paul Newman ve Elizabeth Taylor oldu. Film boyunca sadece filmi değil babamın ve annemin açık hava sinema hikayeleri de kulağıma yerleşmişti. 1950'lerin film renklendirmesi yüzünden o blur verilmiş gibi pırıldayan renkleri bende hep bu pazar sohbetleri yüzünden sanırım bir güvende olma, bir evde olma hissi uyandırır. Birden orta sınıf belirtisi kauçuk saksısı, fiskos masasındaki dantel, tütün kolonyası, anne titizliğinin sabun kokusu ve niceleri bu renklerle uyanır zihnimde. Yatak odalarında Paul ve Liz hararetle kavga ederken beynime kazınmış bir repliği anımsıyorum. Maggie rolündeki Elizabeth Taylor, "Kızgın damdaki kedi gibiyim," deyince Brick rolündeki Paul Newman "O zaman atla," der. İlişkideki gerilimi anlatan bu diyalogtan belki de daha da güzeli, tüm ailenin toplandığı salonda söylenir. Brick'in babası Big Daddy kanserdir ve yakın zamanda ölümü beklenmektedir. Ama herkes ondan gerçeği saklar. Bu yalanlardan usanan Maggie rolündeki Elizabeth Taylor, o yemyeşil gözlerinde bir bulut haykırır; "Bazen gerçekler yalandan bile çirkindir!" Sanırım bu gece bir kez daha izlenmeli... Kızgın Damdaki Kedi, izledikçe bu filmin bendeki izini keşfetmek için... 22-10-2015 Istanbul




Hayatımı Kaydıran Şarkılar | Savaş Çağman

Kadehimde Zehir Olsa | Gönül Akkor
1975 olmalı, o zaman 45'liği var şarkının, helezonlu tuhaf siyah beyaz bir kapak. Annem dinliyor en çok, eve gelen Gönül teyze hadi diyor söyle, ilk müsamere ilk söylediğim, ilk ezber ettiğim şarkı...

Time After Time | Cyndi Lauper
1983 yazı, Yalova yaz tatili, herkes Falco, Boy George, Madonna dinliyor, bense gözlerini zehir yeşiline boyayan bu pembe saçlı kıza takmışım kafayı...

Atari Baby | Sigue Sigue Sputnik
1985 yılı, lise bir'deyim ve hayalim saçımı uzatmak, kasetçi vitrininde Twisted Sister mı, Sigue Sigue Sputnik mi diye seçim yapmaya çalışırken diyorum bu, adamlar geleceğin müziğini yaptığını iddia ediyor...

In Your Eyes | Peter Gabriel
1985-86 Peter Gabriel'in So albümünü keşfediyorum, o da TRT'deki Keidescope programı ile, adamın gerçeküstücülüğü o sırada kafayı taktığım Mayakovski ve Rus Fütüristlerine olan sevgimle örtüşüp göveriyor, amanın yeme de yanında yat tatlar... sonradan öğreniyorum bu işe Brian Eno el atmış, hım baharatı keşfettim..

Never Let Me Down | David Bowie
1987 yılı, merakım beni planlamadığım köşelere itiyor. Kapağını, sırf kapağını beğendiğim için David Bowie'nin Never Let Me Down albümü, beni kısa sürede tüm külliyatı ile David Bowie'ye aşık ediyor...

Go Lil' Camaro Go | Ramones
1988 yılı tam anlamıyla Punk'ın göbeğine düştüğüm yıllar; bu da tabiki Ramones sayesinde olmuştu, ilk dinlediğim albümü Brain Drain ve Halfway to Sanity albümleriydi... Bu şarkının adıyla t-shirt yapmıştım...

Wild Flower | The Cult
1988 yılı, hayatımın grubunu keşfediyorum, The Cult ve vazgeçilmezim oluyor. Ian Astbury'yi İstanbul'da Metallica'nın alt grubu olarak izlemek şerefine nail oluyorum, unutulmaz bir an, o konsere The Cult için giden benden başkası yoktu sanırım...

Hand In Glove | The Smiths
1988 yılı, bak bunu seversin, sözlerine dikkat et diyen Dağlı bana bir karışık kasetini çekiyor, ilkin tuhaf geliyor sonra müptela, Moz, Moz da Moz...

Drunk Like Me | Dogs D'Amour
1988 yılı, walkman'imde eskiyen kasetleri ile Aşkın Köpekleri, İngiltere'deki Heavy Punk akımının en önemli temsilcisi, çok ama çok severdim...

White Riot | The Clash
1989 yılı, ağır Punk takılmalar, uzun uzun The Clash, Sex Pistols, Ramones, New Model Army, henüz Napalm Death ve hardcore ile yeni bir tanışma, birbirini tartma ve ilk grupları kurmalar...

I Don't Need Society | D.R.I.
1990 yılı, yönüm hardcore'a doğru kayıyor ve D.R.I. politik duruşuma, vejeteryanlığıma bakış açıma uymaya başlıyor, ben ona değil sanki o bana ayar yapıyor...

Waiting Room | Fugazi
1990 ve onları keşfetmek hayatımdaki en güzel anlardan biri, fena halde hastası oluyorum, öyle böyle değil...

Summer | Nuclaer Valdez
1990 yılı, ateşli bir eko-anarşist grubu var Ankara'da, onlardan biri bak diyor bu grup Küba'dan ve çevre korumacı... ilk dinlediğim andan itibaren seviyorum...

The Man I Love | Betty Carter
1991 yılı, ilk görüşte aşk, Betty Carter radyoda Tunççağ'ın programında bir gece dinlediğimde vurulduğum bir ses, onun yüzünden caz söylemeye karar verdim, o yüzden, o yüzden, caz...

Black Saint and Sinner Lady | Charles Mingus
1992 yılı, ilk dinlediğim anda hipnotik bir şekilde olduğum yerde kala kaldığımı anımsıyorum. Charles Mingus'un hemen her işinin bende ayrı bir yeri vardır ama bu işi, derin izler demek benim için...

Ionisation | Edgard Varèse
1995 yılı, On İki Ton, deneysel müzik, avangarde, yeni müzik hepsine ilgim Edgar Varese'in bir uçak pervanesi için eser yazdığını okuduğumda ya kim bu adam dememle başladı...

Taal Zaman | Transglobal Underground
1997, beni etnik müzikle tanıştıran Transglobal Underground ile yeni ufuklara yelken...

 | 7-7-2013 İstanbul

Gönderilmemiş Bir Veda Mektubu | Savaş Çağman

Sanki bir zamanlar, birisi beni çok sevmiş gibi yapmayacağım; çünkü gerçek anlamda hiç sevilmedim. Kimsenin listesinde bir numara olmadım, kimsenin biriciği olmadım, kimsenin vazgeçilmezi olmadım. Eski bir alışkanlık gibi vazgeçtiler benden. Bense şimdi o biricik aşk gerçekleşsin diye beklemekten vazgeçiyorum, hayatımın geri kalanı için, hayatta kalabilmek için. Madem hep böyleydi benim hikâyem, tamam diyorum sağlık olsun.
Peki, ne yapmalı dostum? Yalnız kalanın payına diğeri için iyi niyet düşmüş. Aynı anda iki kişinin de iyi olması mümkün olmayan bir dünyadayız. Bazen ben kendimi iyi hissedeceğim, bazen sen, ama bu nadiren aynı anda her ikimiz için de geçerli olacak. Ve sonuçta yol alıyorsun, yol alıyorum, yol alıyoruz, ama rol kesmiyoruz, rol çalmıyoruz, umut ediyoruz. Yol ise dostum iki farkı yöne doğru. Ama biriciğim, önce zor olan kolaylaşacak, emin ol ve acı çekme halinin bir ömür boyu süremeyeceğini de unutma. 
Hayat bu belli olmaz, demek çok yorucu. Artık hayat belli olsun! Geleceğe bakarken senle ilgili bir arzum kalmasın, senin de benle ilgili kalmasın. Hayat bu belli olsun! Çilemiz bitsin! Artık olmayacağını kabul edelim, fazla uzatmayalım, mızıkçılık yapmayalım. Ne yapalım kolayı düşmedi payımıza. Artık payımıza razı olalım.
Şimdi dostum, bu elim, hiç öpmediğin, mihrabın mermeri gibi öptüğüm elinin içine al. Bana hiç söylemediğin o şarkıyı söyle. İyi ol deme sakın olur mu? Ben hiç iyi olmadım; ne senden sonra, ne senden önce (ben iyi olmayı bilmiyorum). Verdiğin hiç çalışmayan saat, uykudan ilk uyandığımda gördüğüm; akrebi beşte, yelkovanı onda ve sen giderken arkandan bakıyorum... Cry Me A River! Şimdi her nehre tek tek ağlıyorum... | 23-2-2011 İstanbul