Aslında Hermetik
birçok alana yayılır, onun ilk temel çalışması Astroloji alanıdır.
Üstadım Papus, on sekizinci yüzyılda sistemleştirdiği Hermetik
Astroloji, günlük hayatımıza fazlasıyla girmiş olan Astrolojiden
bazı küçük nüanslarla ayrılır. Öncelikle, Astroloji’de doğum haritamızda
yer alan ışıkları (gezegenleri) ve onların transitleri, diğer ışıklarla
yaptıkları açılara, hangi evlerde olduğuna bakar ve kişilik tahminleri,
eğilimleri ve diğer yanıtları buluruz. Oysa Hermetik Astroloji’de ana
doğum haritasındaki gezegenlerin açılarından yola çıkarak bir gölge doğum
haritası çıkarırız. Her evdeki 30º İbrani Alfabesindeki bir harfe 1,33
oranında denk gelerek, o bölgedeki enerjiyi açıklar. Bunlara ben plağımızın
takıldığı yer diyorum. Mesela ikinci evdeki 1º ile 3º’de yer alan bir ışık
burada Aleph harfine denk gelecek, bizim para konusundaki gereksiz
cesaretimizi, geçmiş hayat karmasından getirilen yükü (tikkun)
anlatacaktır. Peki, bu bizim ne işimize yarar? Neden hep aynı şeyi yaşıyorum
sorusuna yanıt verir, sonra da yapılacak iade çalışması ile bu tekrarlanan
döngünün önüne geçmek olasılığını oluşturur. Kişilerin gölge doğum haritalarını
çalışmak onlar için inanılmaz bir aydınlanma, farkında olma sürecini de
başlatacaktır.
22 Nisan 2018 Pazar
11 Nisan 2018 Çarşamba
Prakriti, Yoga ve Karma | Savaş Çağman
Öğretiler sayılmakla bitirmez ama hemen
her öğreti daha çok durum esaret durumunu bize tarif eder. Bunu yaparken de Prakriti
kavramı karşımıza çıkar; yani Madde/Maddesellik, bir bakıma Cisim olma
durumu. Prakriti aynı anda Patanjali’nin belirttiği gibi bütün
içsel nesnelerin arkasında, ilk neden olarak da tanımlanır. Yoga Sutra’nın
39’ncu bölümünde “Bütün içsel nesnelerin arkasında, ilk neden, yani Prakriti
vardır” denir. O, asıl ve ayrımsız, bölünmemiş, farklılaşmamış olan
madde cevheridir, her olguyu dünya perdesinde yansıtan enerjidir. İşte aslında
bir spor gibi yapılsa da Yoga, içe dönerek bu başlangıçtaki ön-madde, var
oluşun özünü analiz etmek ve içte bulmayı amaç eder. Böylelikle var olma
yanılsamasının yarattığı etkileri analizi etmek ve ondan kurtulmanın
çözülmesini yaşamaktadır çözüm bulmak için de teknikler bulunmuştur Yoga.
Her şeyden önce çözülme
sürecinin dinamiğine gönderilir ve kurtuluşun ele geçirilmesi için pratik teknikleri
ya da sadece varoluşum tekniklerini açıklar Yoga. Bhagavad Gitā
gibi kutsal yazıtların bazılarında, “bön ve cahil insanlar sayılan bilgiden (sânk-hya)
ve içe yöneltilmiş konsantrasyon pratiğinden (Yoga)” söz eder, sanki
onlar iki ayrı şeymiş gibi, ama aslında ayrı değildirler. Sayılan Bilginin (sânk-hya)
taraftarı oldukları durumu pratiği uygulayarak ulaşır ki başka bir ifadeyle
şöyle söyleyebiliriz iki sistem birbirini tamamlar ve aynı hedefe doğru götürür.
Bu iki sistemden ilki;
1-
Dünya ve hayat ikiye bölünmüş
ve hayat monad’ları (Purusha) ve cansız maddeye (Prakriti)
dayanır.
2-
Madde (Prakriti) basit
ve birleştirilmemiş olsa da, yine de birbirinin içinden çıkmıştır, belirgin
olarak ayrılabilen üç ayrı görünümde tezahür eder. Bunlara Guna’lar
denilir.
3-
Madde (Prakriti) ile
birleşen her bir hayat monad’ı (Purusha) sonu gelmeyen ruhgöçü'nün
(Samsara) devir daimine maruz kalır.
İşte tüm bunlar nedensellik ve eylemlerim
sonucu (Karma) olarak da karşımıza çıkar. Birçok ezoterik düşünce ekolü
bu çemberden kurtulmanın pratiğine değişik birçok ad vermiştir; Moksha, Samadhi,
Fenafillah, Nirvana.
Kişi her düşüncesinin arkasında muhakkak Prakriti’yi
bulur, ama Prakriti nihai sonuç değildir. asıl gerçek onun ötesindedir,
ve onunla birleşme amaçlanır. Dört çeşit Samadhi açıklanır, bu
birleşmeyi anlatmak için. O durumlardan biri ise Prakriti ile birleşmeden
geçendir. Bunun için şöyle bir öykü aktarılır;
Öğrenci, Öğreticiye gelip Rab’ı
düşünmek istediğini ne yapması gerektiğini sorar. Öğretici ona bazı teknikler
verir. Bir süre sonra Öğrenci tekrar gelerek ne yaparsa yapsın tüm düşünesinin
ağırındaki boğaya kaydığını, orada kilitlendiğini söyler. Öğretici bunun için
devamlı boğayı düşünerek yoğunlaşmasını öğütler. Bir süre sonra öğrenci
ziyarete gelir ama bir türlü kapıdan girmemektedir. O zaman Öğretici bunun nedenini
sorar. Öğrenci; “Maalesef boynuzlarım kapıdan geçemeyecek kadar büyük” der.
Öğretmen “Muhteşem! Konsantre olduğun şey (Prakriti) ile
özdeşleştin. Şimdi bu konsantrasyonu Rab’e yönelt. Artık kolayca başaracaksın”
der. Yani madde/cisim (Prakriti) kaçınılması gereken bir şeyden bir
araca da dönüşebilir, kişinin Karma döngüsünden çıkışını sağlayabilir.
7 Mart 2018 Çarşamba
Eleştiride Az Gelişmişliğin Emareleri | Savaş Çağman
Modern Eleştiri
kavramı, Fransızca critiquer fiil kökünden geliştirilmiş bir
kavram olarak karşımıza çıkar. Kelimenin geldiği Eski Yunanca krítikos,
krinein yargılamak anlamına gelmektedir. Bizim dilimize Arapça’dan
geçen Tenkit ise şiddetle iğneleme, gagalama, söz dokundurma gibi
anlamlara gelir. Yani Ortadoğu coğrafyasında bir şey yerin dibine geçirilmeden
veya göklere çıkarılmadan eleştirilemez. Ülkemdeyse, eleştiri sanat, müzik ve
her alanda üç ilkel söylem üzerine inşa edilmiştir.
Bir; “ben bu
takımdanım abi!” demek. Yani bir konuda ben Handel’ciyim, ya da ben Cézanne’cıyım,
diyerek taraf tutar gibi “benim babam senin babanı döver” ergenlik
öncesi tavırla sanata, müziğe bakmak. Ben Handel’ciyim ne demektir? Handel
mi satıyorsun? Bazı şeyleri alınıp satılacak duruma indirgediğiniz doğrudur,
evet. Ama bu tavır içerdiği şiddet, alt metnindeki taraf olma mantığı ile bize
sanat eleştirisinde hiçbir şey demez.
İki; “ay bu
aynı şu!” yani bir şeyi bir şeye benzetme sevdası. Ki bu sevda mahalledeki
meraklı teyzelerde de olan “aynı halamın oğlu” yaklaşımında da karşımıza
çıkar. Bir şeyi anlamaya çabalarken sadece benzeşlik esasından yola çıkan bir
yaklaşım. Bir şeyin tanımını yaparken muhakkak önceli ile yola çıkmak. Örneğin bana
müzik hayatım boyunca, mesela Selda Bağcan tarafından önerilen “Turkish
Buddha”, Ekşisözlük’ün müthiş saptaması “Eğitimli Ciguli” gibi
yakıştırmalar, beni cuk diye tanımlamıştır mesela. Bundan mustarip tek kişi de
ben değilim, herkes bol bol nasibini alıyor.
Üç; “Türkiye
şubesi” benzetmesi. Türkiye’den aslında pek de özgün sanat ürünü çıkamamasının
sebebini çok iyi açıklayan şu atıf kültürü. Nedir Atıf Kültürü?
Bir tür aşağılık kompleksidir. Burada bir şeyi açıklamak için muhakkak bir
yurtdışı örnekle övülmesi gerekir. Dişi Tom Waits, Pink Floyd’un
Türkiye Şubesi, Türkiye’nin Bob Dylon’u ve bunun gibi zırvalar. Bu
kişiler o kadar yoktur ki, bilinç altında oluşturmak ve meşrulaştırmak için
yabancı bir kişinin adına eklenmeleri gerekir.
Ömrüm vefa eder
de bir gün şu üç hastalık olmayan yazılmış bir sanat eleştirisine rastlarım.
Hoş dil bilmeyenlerin çoğunluk olduğu bu ortamda, kendi müzik veya sanat tarihi
fantezisine kapılarak yazmaya çizmeye devam eden bir sürü kişi, atıf yaparak,
halasının oğluna benzeterek, futbol takımı tutar gibi sanat akımı benimseyerek
yola devam edecek, biz de yetmez ama evet demeye devam edeceğiz salya
sümük…
2 Şubat 2018 Cuma
Limonluk | Savaş Çağman
Bu kadar masalsa
her şey o zaman sadece masalla anlatabilirim ki öyle yapacağım. Yorgunluğumu
anlattığımda, veya küskünlüğümü, bana “Neden o kadar şaşkınsın ki?” dedi.
Şaşkındım, arkada artık bir yıkıntıya dönmüş Limonluk, öylece duruyordu. Camları bir bir kırılmıştı. Bana tam da
orayı işaret ederek “aslında büyük bir iddiadır limonluk kurmak, olmayacak
toprakta, imkânsız iklimde yetiştirmeye çalışırsın, inat edersen tutturursun
da,” dedi yorgunca, öksürüğü gülme gibiydi ya da gülmesi öksürük. Sonra ben de
limonluğa baktım, itirazı olanlar camları kırdıkça, bu iklim fantezisi de son
bulmuştu. Virandı Limonluk. “Şimdi
neden şaşırıyoruz olanlara? Her şey iklimine geri döndü, kıraçlığında son buldu.
Eskiden de kıraçtı, siz Limonluk
gerçek mi sandınız? O sadece bir fanteziydi. O zaman kıraça bakın, sert iklime
bakın, gerçeği görün, Limonluk hiç
var olmadı, sadece bir süreliğine baharı oraya hapsetti, siz de bunu sonsuza
dek sürecek sandınız,” dedi, elindeki çakılla bir vitrayı ıska geçerken…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



